Yücebelen Köyünde Hayvancılık ve Yaylacılık
Köyümüz Yücebelen, Kemah'ın en büyük meralarından birine sahiptir. Hayvancılık çok eski yıllara dayanmaktadır. Eski yıllarda sürüler az, meyvecilik ve zirai ürünlere verilen ağırlık daha fazla idi. Hayvanlar her evin kendi ihtiyacını karşılayacak sayıda beslenirdi.
Seferberlik yıllarına kadar köyümüzde keçi sayısı koyunlardan çok fazla idi, zaman içerisinde değişim olmuş ve keçi sayısı azalmıştır. Günümüzde ise keçi bulunmamaktadır.
Her yıl 5-15 Nisan tarihleri arasında koyunlar ağıllardan (komlardan) çıkarılır, köydekiler köy civarında ve çaydakiler ise çay civarında gündüz koyunları dışarıda otlatılıp, gece tekrar ağıllara geri getirirler.
15 Mayıs'ta ise köy ve çaydaki koyunlar Köntür mevkisine götürülür ve 1 Temmuz'a kadar gece ve gündüz hayvanlar buradaki belli arazilerde otlatılır, bulundukları yerde sağılır, peynir yapılır ve satılmak üzere köye getirilir. 1 Temmuz'dan sonra sürü yaylaya sürülür ve 15 Eylül'e kadar yaylada kalırlardı.
Yayla ile köy arası hayvanla 4 saatlik bir mesafe olduğu için, yaylada her ev veya birkaç ev bir araya gerek çadırlar kurarlar ve bu çadırlara yerleşirler. Sürüler burada sağılır ve her türlü imalat buralarda yapılır.
15 Eylül'de gerek koyunlar gerekse kuzu sürüleri tekrar Köntür'e getirilir ve çadırlar buraya kurulurdu. Burada yaklaşık bir ay kalındıktan sonra 15 Ekim civarında çadırlar sökülür ve yaylacılar köye gelirlerdi. Hayvanlar 2 günde bir sağılırdı, bu işlem yaklaşık 15 gün sürer daha sonra ise sürüler birbirinden ayrılır ve Koç Katımı olurdu.
Köy civarı tamamen karla kaplandığında sürüler köyden alınır ve çay mevkisine getirilirdi. Her ev kendi hayvanlarını serbest otlatır, geceleri ise ağıllara sokardı. Çay'a kar yağana kadar bu işlem böyle devam ederdi. Kar yağdıktan sonra köyde ağılı olan köyde, çayda ağılı olan ise çayda kalır, 15 Nisan'a kadar hayvanlarını ağıllarda ot, arpa, saman, gazel gibi yemlerle beslerlerdi.
Burada bulunan bilgiler Yusuf ODABAŞ'IN
"Bütün Yönleriyle YÜCEBELEN" ve Kadir AŞÇI'NIN
"YÜCEBELEN TARİHİ" isimli kitaplarından yararlanılarak hazırlanmıştır.
Yazarlar Hakkında bilgi için tıklayınız
Yücebelen Köyünde Sanat ve Sanatçılık
Köyümüz sanatın her dalında zirvededir. Köylüler, her türlü işlerini kendi bünyesinden yetiştirdiği müstesna ustalar tarafından yaptırmış ve dışardan hiç bir ustaya ihtiyaç duyulmamıştır. Zaman zaman civar köylere giderek oralarda da türlü eserler bırakmışlardır.
Marangozluk işlerinde, Hacıbekir oğullarından Saatçi Mehmet Ağa, Hamit Usta, Hasan Usta emsali görülmemiş birer ustadır. Köyün en son marangozu ise 1995'te vefat eden Ağa Hüseyin YILDIZ efendidir. Ağa Hüseyin Efendinin elinden her türlü iş gelmekteydi. Köyün hemen hemen tüm evlerinde onun yapmış olduğu eserlere rastlanmaktadır.
Köyümüzde son dönemlerde evlerin üst tarafları çatı yapılmıştır. Bu işi yapan ustamız ise Faruk Tutya'dır. Onun en büyük yardımcısı ise Bekir Akpınar'dır. (Karabekir)
Duvar ve İnşaat işlerinde, Ayangilin Nuri, Eyüboğlu Osman'dır. Bu ustalarımız ise köydeki evleri (odaları ), merekleri (samanlıkları) ve ahırları yapmışlardır. Diğer bir duvar ustası ise Hamit Yıldız'dır. Köyümüz inşaatlarında kullanılan her türlü taş, kum, çakıl ve özelliği olan topraklar köy civarından temin edilir. Dışardan getirilen tomruklar ise köyümüz de şekle sokulur.
Saat tamirinde, Hacıbekir oğullarından Saatçi Mehmet Ağa ünlüdür. Erzincan da bile yapılamayan saatler Mehmet Ağa tarafından çalışır duruma getirilirdi. Okumadığı halde makas, orak, anahtar, kilit, bıçak ve buna benzer her türlü işi ve tamiratlarını yapardı. Basit bir körükle bakır, demir, gümüş ve altın gibi maddeleri şekle sokardı. Meraklı olmasından dolayı tarih, coğrafya, fizik, kimya ve astronomi konularında bilgilidir.
Dokuyuculardan üne kavuşanlar ise Sabit Çavuş ve Hacı Selim Efendilerdir.
Kilim, dastar, heybe gibi el ürünlerinde ise Tiryaki Havise Hanım ünlüdür.
Prof. Dr. İsmet MİROĞLU, XIV. yy'da köyümüzü anlatırken iki bezirhane ve iki değirmenin olduğundan bahseder. Bu eserler de göstermektedir ki Yücebelen de ustalık tarihten günümüze kadar uzanmaktadır.
Burada bulunan bilgiler Yusuf ODABAŞ'IN
"Bütün Yönleriyle YÜCEBELEN" ve Kadir AŞÇI'NIN
"YÜCEBELEN TARİHİ" isimli kitaplarından yararlanılarak hazırlanmıştır.
Yazarlar Hakkında bilgi için tıklayınız
Yücebelen Köyündeki Cami, Sakal-ı Şerif ve Çeşmeler
Murat Paşa Camisi
Köyümüz Halkı dinine son derece bağlıdır. Caminin ne zaman yapıldığı tam olarak bilinmemektedir. Rum ustalara yaptırılmıştır. Çok sağlam yapılmıştır. Bununla ilgili 2 rivayet vardır bunlar; Muratgilden Murat Paşa adına yaptırıldığı , diğerinde ise Urfat Köyünden Arpacızade Murat Paşa tarafından yaptırıldığıdır.
Sonradan 3 tamir görmüştür. İlk yapıldığında küçük olduğundan ihtiyaca cevap vermemiş, 1879 tarihinde Sağıroğlu Hacı Tahir efendinin vakfı olarak Tiryaki Bekir Usta tarafından yapılmıştır. Çok kalın ve sağlam duvarları olmasına rağmen, depremlerden dolayı 1963 yılında Urfat'lı Mehmet Usta tamirden geçirmiş, 1964 yılı civarında ise Hığdarlı Fıhsi minaresini yaptırmıştır. En son tamir ise 1995 yıllarında da yapılmıştır.
Topalın Çeşmesi
Köyün merkezinde Orta Mahallededir. 1815 yılında yapılmıştır. Çeşmenin başındaki kitabede şöyle bir yazı bulunmaktadır.
Maşallah
Sahibül hayrat Fatıma ve Şerife.
Vakıflarını Hüda kabul eyleye.
Sene : 15/Teşrin/1231)
O zamandan günümüze kadar köylünün su ihtiyacının bir bölümünü karşılamaktadır.
Sakal-ı Şerif
Köyümüzde birde Efendimizin (s.a.v.) Sakal-ı Şerifleri bulunmaktadır. Sadettin Ağa köye getirmiştir. Trabzon Valisi İstanbul'da vefat eder. Dul kalan eşi İstanbul'da bulunan Mesel Bekir Efendi ile evlenir. Vali de bulunan Sakal-ı Şerif hanımına miras kalır, Bekir efendinin babası Sadettin Ağa İstanbul'a gittiğinde bu Sakal-ı Şerifi alır ve köye getirir. Bu Sakal-ı Şerif belli dönemlerde köy camisinde köylülere gösterilmektedir. Bende 1998 yılında köyümüzü ziyaretim sırasında Sakal-ı Şerifi görmüştüm.
Aşağı Pınar Çeşmesi
Eski yıllarda yapılmıştır. Ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Suyu çok güzeldir, buranın suyundan yapılan çaya doyum olmaz. Suyu Derenin Çeşme suyundan gelmektedir. Yan tarafında bulunan kurunlardan da hayvanlar su ihtiyaçlarını gidermektedir.
Derenin Çeşmesi
Çok soğuk bir suyu vardır. Yaklaşık 100 yıldır köyün içme suyunu karşılamaktadır. Araziye giden ve gelen köylüler su ihtiyaçlarını buradan karşılamaktadırlar. Ayrıca çeşmenin yanında bulunan kurunlardan da hayvanların su ihtiyacı karşılanmaktadır. Tarladan dönüşte dinlenmek için güzel bir yerdir.
Eskiden burası çamaşırhane ve yün yıkama yeri olarak kullanılırdı.
Burada bulunan bilgiler Yusuf ODABAŞ'IN
"Bütün Yönleriyle YÜCEBELEN" ve Kadir AŞÇI'NIN
"YÜCEBELEN TARİHİ" isimli kitaplarından yararlanılarak hazırlanmıştır.
Yazarlar Hakkında bilgi için tıklayınız
Yücebelen Köyünde Ziraatçılık
Arazinin dağlık ve tarlalarında çakıllı ve meyilli arazilerde olmalarından dolayı ziraatçılık ileri seviyelere ulaşmamıştır. Verimli araziler ise köye uzak yerlerdedir.
Sulama problemi yoktur. Suyun 2 sulama arkı vardır. Bunlar; Sohmarik boğazından doğup gelen Köy Arkı, diğeri ise Şorağın Arkı'dır.
Köyümüzde buğday, arpa, fasulye, biber, domates, patates, kabak ve salatalık en çok ekilen ürünlerdir. Bunun dışında Lahana, mısır, pırasa, şalgam, havuç, yer elması ve daha ismini sayamadığımız değişik çeşitte sebzeler yetiştirilmektedir.
Köyümüzde her türlü meyve yetiştirilmektedir. Meyvelerden ceviz, elma, üzüm, kayısı, vişne, kiraz, erik, armut, şeftali, ayva ve dut en çok yetiştirilen meyvelerdir. Son dönemlerde ceviz yetiştirilmesine daha fazla ağırlık verilmektedir.
Önceden köyde yaşayıp daha sonra gurbete giden köylülerimizden bazıları, bahar geldiğinde köye gelip ziraatçılıkla uğraşmakta ve köye olan özlemlerini de gidermektedirler. Bu sayı gün geçtikçe artmaktadır. Bilhassa yaz aylarında bu sayı daha da artmaktadır.
Burada bulunan bilgiler Yusuf ODABAŞ'IN
"Bütün Yönleriyle YÜCEBELEN" ve Kadir AŞÇI'NIN
"YÜCEBELEN TARİHİ" isimli kitaplarından yararlanılarak hazırlanmıştır.
Yazarlar Hakkında bilgi için tıklayınız
Yücebelen Köyünde Avcılık
Eski yıllarda köylerde yapılan avcılık bugünkü gibi spor olmaktan ziyade yiyecek bulma amaçlı idi. Keklik ve tavşan gibi hayvanlar avlandığı zaman güzel bir etli pilav yapılırdı. Geyik gibi daha büyük bir hayvan avlandığında ise kışlık kavurma elde edilmiş oluyordu.
Günümüz insanında ise avcılık gıdadan çok spor ve değişik bir heyecan yaşama amaçlıdır. Av sezonu Eylül ve Ocak ayları arasında yapılmaktadır. Avcılar genellikle gruplar halinde ava çıkmaktadırlar.
Köyümüzde avcılık yapmış ünlü avcılardan bazıları; Saatçi Mehmet Ağa, Karaimamgilden İsmail Çavuş, Ayangilden Molla Osman, Katip İbrahim, Keleş Mehmet, Uzungilden Zeki ve Bekir Çavuş, Emin Ağa, Keleş Mehmet, Damur Süleyman (Tutya), Delihüseyingilden Sebahattin (Yurt), İbrahim Baytekin (Bertoğlu), Eyüp Osman, Feyzullah Özdoğan, Bahattin Yurt ve Arap Mehmet (Özdoğan)'dır.
Diğer meşhur avcılarımız; Hacı Hasan Keleş, Cambaz Faruk Bayat, Hafız Eyüp Baytekin, Hacı Enes Eren, Hacı Halil Eren, Karabekir Bekir Akpınar, Mehmet Akpınar, Faruk ve Yusuf Tutya, Saatçi Mustafa Yıldız, Şükrü Bahadır, Muhittin Denizhan, Feyzullah Başgöze, Tahir Meral, Şevki Ayaydın, Yusuf Başgöze, Sezai Yurt, Sıddık Yurt, Orhan Eren, Ayhan Eren, İhsan Özdoğan, Hakkı Baytekin ve ismini yazamadığımız diğer köylülerimiz.
Burada bulunan bilgiler Yusuf ODABAŞ'IN
"Bütün Yönleriyle YÜCEBELEN" ve Kadir AŞÇI'NIN
"YÜCEBELEN TARİHİ" isimli kitaplarından yararlanılarak hazırlanmıştır.
Yazarlar Hakkında bilgi için tıklayınız
Yücebelen Köyündeki Örf ve Adetler
Köyümüz halkı örf ve adetlerine geçmişte olduğu gibi günümüzde de bağlıdır. Çok sağlam bir aile düzeni bulunmaktadır. Her köy evinde fakir olsun, zengin olsun her türlü sosyal ihtiyaçlara cevap verebilecek misafir odaları mevcuttur.
Köyümüzde aşırı fakir bulunmamakla beraber, ihtiyacı olanlara, köylüler yardım edilip ihtiyacını gidermektedirler.
Bayramlaşma
Bayram Namazları sonrasında Sakal-ı Şerif gösterilir, daha sonra köylüler dışarda sıraya girer ve köylü erkekleri sırasıyla bayramlaşırlar. Kadınlar ise köy içerisinde dolaşarak bayramlaşırlar.
Bayramlar sevinçle karşılanır, en temiz elbiseler giyilir. Yaz aylarına denk gelen bayramlarda ise Paydikler ve Galdikler tarafında piknik yapılırdı.
Bayramlar hatırlanma ve küsülü durumda olanların barışma günleridir.
Günümüzde Erzincan ve İstanbul'daki dernek binalarında köylülerimizin topluca katıldıkları bayramlaşma törenleri yapılmaktadır. Uzak yerlerde olan köylülerimiz buralarda toplanır, bayramlaşma töreniyle beraber hasretgiderilir.
Köyde Evlenme
Bir köy delikanlısı evlenme çağına geldiği zaman oğlan evinden bir grup, kız evine gider, kızı ana babasından Allah'ın emri ve Peygamberin kavliyle ister. Kız evi hemen işi bitirip atmaz ve biraz naz yapar. Bir kaç sefer daha gidildikten sonra kız evinden olumlu cevap alınırdı.
Söz kesilir, Nişan günü kararlaştırılır. Nişana gelen misafir kadınlar için pilav, serun, sütlaç ve yoğurtlu çorba gibi yemekler yapılır, sesleri güzel olan kızlar karşılıklı oyun türküleri söyler ve oynarlardı.
Düğün tarihi geldiğinde ise sabah oğlan evi koyun veya dana keser, aşçılar yemekleri yapar ve köy halkı bu yemeklerden yerdi. Atlar süslenir ve eğerlenir. Delikanlılar güzel elbiselerini giyer, damadın evinin önüne gelir ve yol isterler, davulcu davulu çala çala kız evinin kapısına gider ve orada da bahşişini alırdı. Sağdıç karısı ve damadın yakınlarından meydana gelen dört beş atlı, kız evine gelini almaya giderler. Kız evi kapıyı tutar ve bahşişini alır. Gelin evden çıkarken anne ve babasına sarılır, ağlamalar başlar... Bu arada hüzünlü türküler söylenir.
Gelinin bineceği altın altına bir sehpa konur, kayın peder, kayın birader veya bir yakını gelinin kolundan tutup ata bindirir. Gelinin başından ayaklarına kadar dökülen ipek veya bezden bir duvak, ayrıca elbise rengi belli olmasın diye sırtına siyah bir ceket giydirilir.
Gelinin entarisi çiçekli ipek, çorapları nakışlı yün çorap, ayağında alçak topuklu siyah ayakkabı, elleri kınalı ve yün eldivenli. Gelinin atını oğlan tarafından küçük bir çocuk çeker. Kayın peder veya bir yakını devamlı atın yanındadır. Diğer atları da küçük çocuklar çeker ve bahşiş alırlar. Davulla oğlan evine gelinir. Evin önünde damat gelinin üzerinden para serper çocuklarda bu hediyeleri kapmaya çalışırdı. Gelin eve alınır ve bir iki saat kızlar türkü söyler ve oyun oynarlar.
Damat yatsı namazına kadar sağdıçla dolaşır, yatsı namazından sonra köy imamı dua eder ve damat gerdeğe girer.
Günümüzde bu şekil evlilikler olamamakla beraber köyümüzde önceden evliliklerin nasıl olduğuna dair bilgi verilmiştir.
Günümüzde Yücebelen gençleri her taraftan kızlarla evlenmekle beraber, ailelerin öncelikli tercihi tanıdık ve bildikleri Yücebelen Köyü kızlarıdır. Köylüler arasındaki evlilikler daha fazla tercih edilmektedir.
Sünnet Düğünleri
Sünnetlik çocuklara beyaz entari giydirilir, başları yanları püsküllü ipek puşu bağlanır ve ucu omuzundan aşağı sallandırılır. Ata bindirilip davul çalınarak köyün etrafında gezdirilirdi. Delikanlılar oynar, sonradan sünnet olacak çocuk veya çocuklar sünnet edilirdi. Sünneti köyümüzde Mustafa Yurt yapmaktaydı.
Burada bulunan bilgiler Yusuf ODABAŞ'IN
"Bütün Yönleriyle YÜCEBELEN" ve Kadir AŞÇI'NIN
"YÜCEBELEN TARİHİ" isimli kitaplarından yararlanılarak hazırlanmıştır.
Yazarlar Hakkında bilgi için tıklayınız
Yücebelen Köyünde Şive ve Maniler
Köyümüzde kullanılan dil Öz Türkçedir. Ancak kelimeler arasında Osmanlıca, Arapça ve Farsça kelimelere de rastlanmaktadır.
Burada bulunan bilgiler Yusuf ODABAŞ'IN
"Bütün Yönleriyle YÜCEBELEN" ve Kadir AŞÇI'NIN
"YÜCEBELEN TARİHİ" isimli kitaplarından yararlanılarak hazırlanmıştır.
Yazarlar Hakkında bilgi için tıklayınız
Yücebelenlilerden Şiirler
İsmail EREN Şiir Sayısı 3
Hacı Halis EFE Şiir Sayısı 1
Suphi BAŞGÖZE Şiir Sayısı 2
Hasan UĞURTÜRK Şiir Sayısı 1
İsmail EREN Şiirleri
1-YÜCEBELEN
İşte duygularım işte hislerim
Hasretini yüreğimde beslerim
Görmek için ahbaplarım dostlarım
Yücebelen seni özledim geldim.
Eğilip Fırat'tan bir su içmeye
Tohum savurup ta ekin biçmeye
İlkbaharda çardağına göçmeye
Yücebelen halin sormaya geldim.
Senin şu talihin hep elden yana
Yıllardır eylenmez o eski yara
İçimdeki ateş düşmeden kora
Yücebelen yaran sarmaya geldim.
Paydikte seçilir Yayla Ağası
Bir başka güzeldir çorak doğası
Viraneye dönmüş baba yuvası
Yıkık duvarları örmeye geldim.
Yaylasından gelir tutya kokusu
Ninem kilim sermiş kendi dokusu
Mezarlıkta şühedalar ordusu
Bir dost selamını vermeye geldim.
Tandırda pişer odun ekmeği
Duygusuzlar bilmez hasret çekmeyi
Gurbette öğrendik boyun bükmeyi
Boynu bükükleri görmeye geldim.
Gurbette söyledim hasret türkünü
B
itiremem anlatmakla öykümü
Yağmurdan sonraki toprak kokunu
Tadımlık bir soluk almaya geldim.
Burda geçti benim gençlik yıllarım
Şimdi uzaklardan anar ağlarım
Yücebelen viran olmuş bağların
Yaban güllerini dermeye geldim.
Kimler geldi kimler geçti buradan
Kalksın artık yüce dağlar aradan
Nasip eylerse Yüce Yaradan
Yücebelen burda ölmeye geldim...
İsmail EREN
2-YUKARI JANGOT'TA ÜÇ ŞEHİT
Yukarı Jangot'ta şehit ettiler
Gağcinniğe bıraktılar gittiler
Şühedalar köyümüzden geçtiler
Onlar Kerbela'ya haber saldılar
Hurilerde kefenleri biçtiler
Kaselerde abu hayat biçtiler
Bineklerden Burakları seçtiler
Varıp Hüseyin'e yoldaş oldular
Kara haber tezden geldi ulaştı
Ferhat olduk dağlar bize yol aştı
Teneşire şehit kanı bulaştı
Niye yıkadılar niye yudular
Sıra sıra mezarları kazıldı
Taşlarına isimleri yazıldı
Köyüm garip kaldı düzen bozuldu
Bizi tasalara yasa boğdular
Yücebelen onlar için inledi
Ermedi zavallı aklım ermedi
Şehitler ölmez ki onlar ölmedi
Sanki varıp Lokman'a mı? sordular
Buna nasıl dayanır ki yürekler
Gördüm sanki ağlıyordu melekler
Bunca ihanetler bunca helakler
Mahkemeyi ahirete koydular.
İsmail EREN
3-KÖYÜMÜZ
Sana anlatayım gel köyümüzü
Munzur Dağı etrafında örülür
Sanki Fırat orda bir başka akar
Şimdi bize çok uzakta köyümüz
Bir Mayıs'ta koyun Köntür'e geçer
Boz öküzüm Kör Poğardan su içer
Garip ninem otu orakla biçer
Bilmem şimdi ne haldedir köyümüz
Kuzu Peglerine çadır açarlar
Karagöz kuzuyu donnuk seçerler
Çaşır kırar ekinleri biçerler
Yalnız anılardı kaldı köyümüz
Şafak vakti ırgat yola dizilir
Öğlen olur peştamallar çözülür
Söğüt gölgesinde yoğurt ezilir
Tasası var öksüz kaldı köyümüz
Gelinlere al duvağı takarlar
Ellerine hac kınası yakarlar
Kayınbabalara yaşmak tutarlar
İşte böyle törelidir köyümüz
Dokuz Ağustos'ta kırkım durağı
Bir başka güzeldir Kıra çorağı
Peygamberler Padişahlar yolağı
Musa'ya Yavuz'a handır köyümüz
Niye terk ettik ki sebebin bilsm
Yıkılmış damları virane desem
Hak nasip etse de bir daha görsem
Duydum bize sitemkarmış köyümüz
Daha ne anlatsam bilmem ne desem
Ak saçlı dedemdir çilesin çeken
O gidin demedi bizdik vaz geçen
Onun için mahsun kaldı köyümüz
Her şey harap oldu yıkıldı gitti
Sanki bir rüyaymış uyandık bitti
Vurdu acı poyraz bülbül göç etti
Göçebe yurduna döndü köyümüz
İşte yolcu bölük pörçük anlattım
Ne bir yalanım var ne fazla kattım
Döneceğiz diye gurbete çıktım
Sorma artık gurbet olmuş şimdi bizim köyümüz
Yeter arkadaşım artık anladım
Hem beni ağlattın hem sen ağladın
Bizimde şirin bir köyümüz vardı
Şimdi sizinkinden farksız köyümüz
İsmail EREN
Şiirler Sayfasına Dön
Hacı Halis EFE Şiirleri
1-YÜCEBELEN
Köyün adı YÜCEBELEN
Memnun olur köye gelen
Köntürdeki senin Kalen
Antikadır bunu bilen.
Herkes böyle haberleşir
Lüzumunda çok söyleşir
Erzincan'a pek yerleşir
Bunu güder Yücebelen
Rehberdeki numaralar
Dostlar birbirini arar
Yaralarına merhem sarar
Neticede budur kelam
İbrahim Halis EFE (1913-2000)
Şiirler Sayfasına Dön
Suphi BAŞGÖZE Şiirleri
1-GÜZEL ÜSKÜBÜRT
Bir tarafın benzer bozkır çöle
Selini seveyim Güzel Üskübürt
Bir tarafın bezer Cennete, güle
Yolunu seveyim Güzel Üskübürt
Hatıratım çok değildir desem de
Buralara ara sıra gelsem de
Bazen sitem edip bazen sevsem de
Yelini seveyim Güzel Üskübürt
Mevla takdiridir itirazım yok
Rahatı az olur, cefası pek çok
Bazen karın aç olur, bazen de tok
Çelini seveyim Güzel Üskübürt
Bağları bahçesi, suların başı
Melemez koyunu, azaldı şaşı
Issızdır otlağı, dağları, taşı
Dalını seveyim Güzel Üskübürt
Suphi derki günümüz güzel olsun
Temmuzun on beşi pek özel olsun
Dernekle şenlikler hep ezel olsun
Dilini seveyim Güzel Üskübürt
Suphi BAŞGÖZE
15 TEMMUZ 2001 PAZAR
3-GÜZEL OLMAZ MI?
Annemin ayağını
Öpsem güzel olmaz mı?
Ellerine kınalar
Yaksam güzel olmaz mı?
Nasihata, sözüne
Mana dolu yüzüne
Hayran hayran yüzüne
Baksam güzel olmaz mı?
Şefkat dolu elleri
Baldan tatlı dilleri
Yollarına gülleri
Döksem güzel olmaz mı?
Suphiyim yalanım yok
Boş sözlere karnım tok
Kem gözlere bir çift ok
Çeksem güzel olmaz mı?
Suphi BAŞGÖZE
7 EYLÜL 2001
Şiirler Sayfasına Dön
Hasan UĞURTÜRK Şiirleri
1-CANIM ÜSKÜBÜRT
Senden ayrılalı kırk beş yıl oldu.
Ölülerim bile, buralı oldu.
Çocuklarım büyüdü, şehirli oldu.
Benim gönlüm sende kaldı, canım ÜSKÜBÜRT.
Annemden dinlerdim, cinlerini, perilerini.
Dedemden dinledim, tekelerini, geyiklerini.
Hele hele, seferberlikte yaşanan acı günlerini.
Ağlaya ağlaya dinlerdim, canım ÜSKÜBÜRT.
Yıllar geçti, ne anam kaldı, ne babam.
Gurbette elden bekle ki, versin bir selam,
Köylülerimle edebilmek için, bir kelam.
Vadem yeter mi acaba, canım ÜSKÜBÜRT.
Bir gün nasip olsa da, trenle gelsem.
Kemah istasyonunda inip, eşeğe binsem.
Patika yollarından, köyüme girsem.
Beni bağrına basar mısın, canım ÜSKÜBÜRT.
Bir sabah ezanı, selam verilse.
Köylüler toplanıp, namazım kılsa.
Ceviz ağacının altı, mezarım olsa.
Toprağınla beni örter misin, canım ÜSKÜBÜRT.
Hasan UĞURTÜRK
28.08.2006
Şiirler Sayfasına Dön
Yücebelen'le İlgili Kitap Yazarları
Yusuf ODABAŞI
15.02.1931 tarihinde Erzincan'da doğdu. 1939 Erzincan Depreminden sonra ailecek Balıkesir'e geçti. İlk ve Orta tahsilini Balıkesir'de yaptıktan sonra İstanbul'a gitti. İstanbul'da Tophane Erkek Sanat Enstitüsü Elektrik Bölümünden mezun oldu. Askerlik görevini yaptıktan sonra tekrar Erzincan'a yerleşti. 1969 yılından sonra Erzincan'da yedek parça işi ile uğraşmaktadır. Evli ve bir çocuk babasıdır.
Bütün Yönleri ile YÜCEBELEN (1989) kitabı yazarı.
On yıl gibi bir süre işimden ve istirahatımdan artan zamanlarımı bu işe harcadım. Olaylar anlatılırken mümkün olduğu kadar kaynakları sağlam olanları kitaba aldım. Bu hatıralar okunduğu zaman onlar tekrar hatırlansın, her hatırlanışta kendilerine rahmet okunsun diye yazılmıştır. Kitabın hazırlanmasında bana çok büyük destek sağlayan ve kıymet biçilmez malumatlarından istifade ettiğim rahmetli babam Hacı Saip ODABAŞI'NA minnettarım.
Yusuf ODABAŞI
Kadir AŞCI
1977 yılında Erzincan'ın Hocabey mahallesinde doğdu. İlkokulu bitirdikten sonra Erzincan İmam Hatip Lisesine giderek tahsiline burada devam etti. 13 Mart 1992 Erzincan Depreminden sonra İstanbul'a geldi. İki yıl Üsküdar İmam Hatip Lisesine devam ettikten sonra 1995 yılında buradan mezun oldu.
YÜCEBELEN TARİHİ (1997) kitabı yazarı.
Bu eser Yücebelen Köyünün tarih boşluğunu doldurmuştur bir eser olacaktır. Üç yıl gibi bir zamanda hem köyün hayatta kalan son şahitlerinden hem de diğer tarihi kaynaklarından köyümüz tarihini toparladık. Eseri hazırlarken bana kıymet biçilmez malumatlarını aktaran Hacı Nali EREN, Hacı Mevlut BAŞGÖZE, Hacı Mustafa BAYTEKİN ve Hacı Ömer AŞÇI efendilerden Allah (cc) razı olsun. Ne diyelim faideli olabildiysek ne mutlu bize.
Kadir AŞCI