Yücebelen Köyünün Kuruluşu
Yücebelen Köyünün bilinen en eski adı
Eskiyurt'tur. Köy civarında yaşayan üç-dört Selçuk'lu Kabilesi köyden Köntür Vadisine yerleşmiş ve buranın ikliminin soğuk olmasından dolayı "Eski yurdumuza geri dönelim" demişler ve Eskiyurt ismi burudan kalmış.
Köyün ismi Osmanlılar döneminde
Üskübürt olmuştur. Üskübürt'ün manası; Erzincan tarihini yazan tarihçi Tahir Erdoğan Şahin Bey'e göre "Ziraatle uğraşılan yöre, ziraat yapılan yer" manalarına gelmektedir.
Cumhuriyetin ilanından sonra bütün köylerin isimleri değiştirilince köyümüzün ismi de
Yücebelen olarak değiştirilmiştir.
Osmanlı İmparatorluğunun parlak dönemleri başladığında İmparatorluk çok kırsal ve dağlık bölgelerde yaşayan insanlara elini uzatamadı. Bu yerlerdeki insanlar çok güç şartlar altında ve kellelerini ortaya koyarak geçimlerini sağlamaya çalıştılar. Devletin bu durumundan istifade etmeye çalışan bazı aşiretler, gruplar halinde yağma ve soygun yapmaya başladılar.
Önceleri Zovar, Kale Dibi, Sürpahan, Bardik, Baruk ve Paydik mevkilerinde yaşayan gruplar bir araya gelip bugünkü yerine yerleşerek Yücebelen Köyünü kurdular. Köyün kuruluşu Osmanlı İmparatorluğunun parlak dönemlerine rastlamaktadır. Buralarda zaman zaman meydana çıkan iskeletlerin kıble yönünde oluşu Müslüman toplulukların bu bölgelerde yaşadığına dair bir belgedir.
Asırlar önce buralara yerleşen ve çeşitli yerlerden gelen bu insanlar birbirleri ile kaynaşır, hısım ve akraba olur, merasının ve arazisinin sınırlarını çizer, hayvanlarını otlaklarda otlatır ve geçimini bu araziden temin etmeye çalışır. Yakınlarındaki köylerle çeşitli ilişkilere girer kız alır, kız verir ve akraba olurlar.
Osmanlı dönemlerinde Yücebelen'le ilgili tapu işlemleri Diyarbakır'da görülürdü. Bu bölgeler Diyarbakır'a bağlıydı.
Gavur Mezarlığı denilen yerde yapılan kazılarda çıkan iskeletlerin yönünün kıbleye uymaması islamiyetten önceki yıllarda da insanların burada yaşadığını göstermektedir. Köyün içindeki Şahnazar mevkisinde Gençağagilin evinden "Gavril Dedenin Tandırı" diye bir tandır ortaya çıkmıştır.
Köyümüzün bulunduğu bölgeye gelen ilk Müslümanlar Mengücekler'dir. İlk mesken tuttukları yer bugünkü ismiyle Müslüman Tepesidir. Müslüman Tepesinden ve Derebayırından çok sayıda bina temel taşları, duvar kalıntıları ve küp kırıkları buralarda kazı yapıldıkça hala ortaya çıkmaktadır.
Köye yerleşen ilk aileler Alibeygil, Osmanbeygil ve Karaimamgildir. Bu aileler Selçuklu aileleridir. Diğer ailelerde zaman içerisinde köye yerleşmişlerdir.
Yücebelen Köyü Resmi Sınırları;
DOĞUSU: Hıyarlığın dere, Kızıltaş, Karakuş taşı, Hamsor tepesi, Yanık tepe, Kargaburnu, Koliktepe, Höbektepe, Ağberler, Karakurun, Ortadağın arası, İki peğin arasındaki sırt, Cerahkorun taş, Teke dağın üstbaşı, Aygörmezin altbaşı.
BATISI: Komkıranın mağara,Aygörmez deresi,Morakkanın harabe değirmen,Komsor tepesi,Mışığın burun,Kortikler tepesi,Karakıranın ağtaş,Karşısındaki karataş,Eriç kapırının burun,Kurtlukar,Çakmaklının alt başı,Deştilin boğaz.
KUZEYİ: Fırat nehri
GÜNEYİ: Ganigasa
Tapu tescil tarihi:12/121939
Not:41 nolu toprak komisyonunun Mera ve yayla tahsis kararı vardır.
Burada bulunan bilgiler Yusuf ODABAŞ'IN "Bütün Yönleriyle YÜCEBELEN" ve Kadir AŞÇI'NIN "YÜCEBELEN TARİHİ" isimli kitaplarından yararlanılarak hazırlanmıştır.
Yavuz Sultan Selim Kemah'ta
Milattan sonra 640 senelerine kadar Erzincan ve çevresinde çeşitli kavimler yaşamıştır. İslamiyet'in gelişmesiyle beraber Erzincan ve çevresi de değişmiştir. Hz Ömer (r.a.) Kadsiye Harbinden sonra İran ülkesini Müslümanlara katmış, İslam orduları Erzincan ve Kemah havalisini fethetmişlerdir. 699 yılında Abdülmelik Ermenistan ve Erzurum'u fethedince Erzincan ve dolayları Müslümanların eline geçmiştir.
Selçuklular, hicretin dördüncü asrı ortalarında batıya doğru ilerler. Önlerine gelen küçük kavimleri hakimiyetleri altına alırlar. 1071 tarihinde Alparslan kumandasındaki ordu Malazgirt'te Bizans İmparatoru Romen Diyojen'ii perişan ederek Anadolu içlerine girmeye başlarlar. Erzincan ve havalisi o sıralar Menkücek'lilerin elindedir. Selçuklu Devletinden Alaattin Keykubat Erzincan'ı zapteder ve burası uzun süre Selçukluların elinde kalır.
Tarih içerisinde Erzincan devamlı el değiştirir. 1473 yılında Fatih Sultan Mehmet Otlukbeli'nde Uzun Hasan'ı yener fakat Erzincan ve havalisini Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan'a bırakır. 1512 - 1514 Safeviler dönemi Erzincan için tam bir musibettir. Şah İsmail Erzincan ve havalisine gelmiş, zorla Müslümanlara Şii Mezhebini kabul ettirmek istiyordu. Şah İsmail Erzincan'a hücum ediyor, Erzincan Sancak Beyi Abdurrahman Bey dayanamıyor ve şehit oluncaya kadar mücadele veriyor.
Yavuz Sultan Selim bu duruma son vermek için 180.000 kişilik bir ordu hazırlar. 20 Ocak 1514 Cuma günü Kemah'a tabi Aktepe karşısındaki Gökseki Konağına gelir, çadırını oraya kurar. Erzincan Küthedası Gülgen makama gelip af diler. Bu dilek ancak orduya erzak ve zahire getirmesi şartı ile kabul edilir. Kemah Kalesine sancak beylerinden Faik Bey memur edilir.
Şah İsmail durmadan Yavuz'a mektuplar gönderip onu harp etmeye zorluyordu. Üçüncü Mektubu Türkçe gönderip harp ilan ettiğini bildiriyordu (Önceki mektuplar Farsça idi). Bu mektuptan sonra Yavuz'un canı fena sıkılır ve saldırıya geçer. 20 Temmuz 1514 tarihinde Erzincan'a kadar düşmandan eser kalmamıştır. Ordu bir hafta Fırat Nehri kenarında kalır. Erzincan'da büyük bir coşku ile karşılanırlar. Yavuz düşman ordusunu takip eder ve iki ordu Çaldıran'da karşılaşır ve Yavuz savaşı kazanır. Zaferi müteakip 23 Ağustos 1514'te Yavuz, Kemah Kalesini gezerek etrafı inceler yıkılan yerleri tamir ettirip büyük bir burç ilave ettirir. Kemah'ta 8 gün kaldıktan sonra Sivas'a döner.
Yavuz Sultan Selim Çaldıran'a giderken Yavuz'un ordu kumandanlarından birisi bölüğüyle beraber Üskübürt'ten geçmiştir. Bölük Üskübürt'e gelince köyden çok büyük hüsnü kabul görmüştür. Gerek asker gerekse hayvan bakımından padişahın ordusuna takviye yapılmıştır. Savaşta bir çok köylümüz şehit ve gazi olmuştur.
Savaş sonrası Yavuz Kemah'tayken köyümüzden bir heyetle görüşmüş, Yavuz Sultan Selim köy heyetine hitaben; "Bu savaşın armağanı olarak benden ne istiyorsanız isteyin, hiç çekinmeyin ben size vereceğim" demiş ve bugün mevcut yaylaların tapularını padişah Yavuz bizzat kendi tuğrasıyla vermiştir. Bu tapularımız halen Elazığ'daki tapu arşivlerinde mevcut olup, köyümüzden Hacı Saip ODABAŞI Elazığ'a giderek bu padişah mühürlü köy tapularımızı yerinde inceleyip görmüştür. Bundan dolayıdır ki köyümüzün yüzölçümü büyüktür. Bu tarihi olayın Yücebelen Köyü için manası büyüktür. Araziler cihan padişahı hediyesidir...
Burada bulunan bilgiler Yusuf ODABAŞ'IN "Bütün Yönleriyle YÜCEBELEN" ve Kadir AŞÇI'NIN "YÜCEBELEN TARİHİ" isimli kitaplarından yararlanılarak hazırlanmıştır.
Osmanlı Rus Savaşı ve Balkan Harbi
1877 tarihinde Osmanlı İmparatorluğu ile Rus'ya arasında Kafkas ve Tuna cephelerinde savaş başladı. Bu harbin diğer adı bilindiği şekliyle
93 Harbi'dir. Bu isim Rumi 1293 yılına denk geldiğinden verilmiştir.
Köyümüzden 64 kişi bu harbe katılmıştır. Tiryaki Bekir Ağa ve Şahnagilin Süleyman Ağa bu harbe katılanlardan birkaçıdır. Süleyman Ağa bu harpte Pilevne'de çarpışırken karşı taraftan gelen bir top mermisi ile ayağının birini kaybeder. Köyden 59 kişi şehit ve 5 kişi gazi olmuş ve köye dönmüştür. Bu harp 1878 tarihinde Ayestefanos anlaşması ile son bulmuştur.
Bu harpte ayağını kaybeden Süleyman Ağaya devlet tarafından çok yüksek maaş bağlanır, kopan ayağına tahtadan ayak takılır ve kendisine de "Kütük Ağası" lakabı takılır. Maaşa bağlanan bir diğer kişi ise Firuz Çavuştur.
1894 yılında Yunan Harbi patlak verdi. Köyümüzden az da olsa bu savaşa iştirak edenler olmuştur. Köyümüzden bu savaşa katılıp ta şehit olan Müezzingilden Yusuf (Başağa) için hanımı Şerife Hanım günlerce ağıt yakmıştır. Bu beyitlerden sadece iki mısra günümüze kadar gelmiştir. Bu beyitler;
Bir incecik yelden düştü yaprağım,
Selanik dağına çekti toprağım.
Şerife Hanım
18 Ekim 1912 tarihinde ise Balkan Harbi patlak vermiştir. Sırplar, Bulgarlar, Yunanlılar ve Romenler bir araya gelerek Balkan İttifakını oluşturmuş ve Osmanlı Devletine karşı harp başlatmışlardır.
Köyümüzden birçok kişi bu savaşa iştirak etmiş, şehit ve gazilerimiz olmuştur. Şehit olanlardan tespit edilenler; Delihalilgilden Hüseyin Çavuş, Hıştikgilden Kara Mehmet, Uzungilden Osman ve bilinmeyenler...
14 Şubat 1916 tarihinde Erzurum ve Erzincan Ruslar tarafından işgal edilmiştir. Her gün biraz daha ilerleyen Ruslar Kemah'a dayanmıştır. Rusların civar köylere iyice yaklaşması üzerine Devlet tarafından 1916'nın Nisan - Mayıs aylarında köylerin 2 saat içerisinde boşaltılması istenmiştir.
Bunun üzerine Üskübürt ahalisinin %90'ı Divriği olmak üzere Kangal, Kayseri-Çukur, Malatya-Darende, Bandırma, Eğin ve Güneygeçenin Köylerine muhacir olarak gitmişlerdir. Gittikleri yerlerde 3 yıl kalmışlardır. Nedeni bugün bile bilinmeyen bir sebeple köyde sadece Uzungil kabilesi kalmıştır. Uzungilden Hüseyin Ağa (Camgöz) o devirde köyün muhtarlığını yapmaktadır.
Köyde sadece Camgöz Hüseyin Ağa ve kendi avanesi kalmıştır. Köyün en büyük talanı o devirde yaşanmıştır. Sonradan da Kabakgilden Hasan, Keleş Emin Ağa, Hacı Şerif İbrahim Ağa, Gül Ömer, Hacı Bekiroğlu Vahit, Müezzingilden Mehmet, Zeybek İbrahim, Eyüpoğlu Mehmet, Molla Şevket ve Molla Hüseyin Efendi aileleriyle birlikte köye geri dönmüşlerdir. Hacı Arif Köy Muhtarı seçilmiştir.
Mahmutgilin Süleyman ve avanesi seferberlikte Kayseri'nin Çukur kazasına gidip orada kalmışlar, oradan köye dönerlerken İstanbul'dan gelir gibi para ile gelmişler. O zaman köyün en zengini olmuşlardır. Divriği'ye gidenler oradan ayrılan Ermenilerin evlerinde yaşamışlar, çok zorluklar çekmişlerdir. Divriği'den köye döndüklerin de ise aç gelmişlerdir.
Ekim 1917'de Bolşevik İhtilali sonrası Ruslar geri çekilmişler, 13 Şubat 1918'de ise Erzincan, Rus işgalinden kurtarılmıştır.
Burada bulunan bilgiler Yusuf ODABAŞ'IN "Bütün Yönleriyle YÜCEBELEN" ve Kadir AŞÇI'NIN "YÜCEBELEN TARİHİ" isimli kitaplarından yararlanılarak hazırlanmıştır.
Kurtuluş Savaşı Dönemi
Harpler birbirini kovalarken , 19 Mayıs 1919'da Atatürk'ün Samsun'a çıkmasıyla Kurtuluş Savaşımız da başlıyordu. Köyümüz diğer savaşlar da olduğu gibi bu savaşta da elinden gelen fedakarlığı yapmıştır.
İstenilen sayıda asker ve hayvan hükümet emrine verilir. O dönem de askere gidecek genç hemen hemen kalmamıştır. Koçgiri isyanının da etkisiyle köyümüz o zamanlar çok zorluklar çekmiştir. Hayvanlarımızın bir kısmı bu isyan da eşkıyalar tarafından alınmıştır.
HATIRA
Nattigilden Faruk, Kurtuluş Savaşında Kuvayı Milliye Birlikleri ile beraber düşmanla çetin bir savaş verirken Eskişehir civarında ağır bir yara alır, yerde kanlar içinde yatarken arkadaşı Urfat Köyünden Numan Efendi görür ve yanına koşar. Omuzlayıp beraberinde götürmek ister. Faruk, Numan'a dönerek, " Numan kardeşim sen benimle meşgul olma bende hayır kalmadı, kaybedecek zamanın yok arkadaşlarından ayrılma düşmana yem olursun, haydi cepheye " demiş ve bir süre bekledikten sonra orada şehit olmuştur. Allah onlardan razı olsun...
30 Ağustos 1922'de beklenen gün gelmiş, 9 Eylül 1922'de İzmir'de düşman denize dökülmüş ve 18 Eylül 1922'de bütün Anadolu düşmandan temizlenmiştir. Kurtuluş Savaşı 11 Ekim 1922'de Mudanya Mütarekesi ile son bulmuştur.
Bu zaferden sonra açlık, kıtlık ve yokluk günleri geride kalmış, bu zaferi takip eden yıl görülmemiş bir yıl olmuştur. Mahsul 1/30, 1/40 verirken bir keçi 2-3 yavru doğurmuştur. Köye bereket gelmiştir.
Burada bulunan bilgiler Yusuf ODABAŞ'IN "Bütün Yönleriyle YÜCEBELEN" ve Kadir AŞÇI'NIN "YÜCEBELEN TARİHİ" isimli kitaplarından yararlanılarak hazırlanmıştır.
1. Dünya Savaşı Dönemi
1. Cihan Harbinden önce 1914 yılında Üskübürt içerisinde hane sayısı 160, nüfusu 850, 1 camii, 1 mektep (mekteb-i sübyan), 2 değirmen ve 2 bezirhane mevcuttu. Köyümüz Kemah'ın en kalabalık köylerindendi.
1914 yılında 1. Cihan Harbi patlak verdi. Bilindiği gibi savaş İtilaf Devletleri (İngiltere, Fransa ve Rusya) ile İttifak Devletleri (Osmanlı Devleti, Almanya ve Macaristan) arasında geçmiştir.
1. Dünya Savaşına köyümüz Üskübürt'ten 80 kişi katılmıştır. Köy dışından gidenlerle bu sayı 150 civarındadır. O günleri yaşayan Kemahlıgilden Hacı Mustafa Efendi (1903-1995) köyün Durnak mevkiinde harbe gidenlerin sayıldığını ve 80 kişinin bu harbe iştirak ettiğini bildirmiştir. Geriye ise bu 80 kişiden 4 kişinin dönebildiğini de anlatmıştır. Savaştan geriye dönenler; Bekir Çavuş, Ferit Çavuş, Mahmut Çavuş ve Tote Süleyman. Bu kişiler 7 sene Arabistan'da esir kaldıktan sonra gazi olarak köye gelebilmişlerdir.
Gazi olarak köye dönen Tote Süleyman, Mustafa Kemal Atatürk'ü Çanakkale Cephesinde tıraş etmiştir. 1. Cihan harbi bitmiş Türkiye Cumhuriyeti kurulmuş. Tote Süleyman Cumhuriyet'in 10. yıl kutlamalarına Ankara'ya töreni seyretmeye gitmiş. Atatürk arabayla halkı selamlarken aralarında Tote Süleyman'ı da görüyor ve tanıyor. Arabayı durdurup "Ula berber berber buraya gel, ben sana tıraş oldum parasını ödeyemedim, al şu bi altını" deyip büyüklüğünü bir kere daha göstermiştir.
Hacı Saip Efendi (Odabaşı) Mustafa Kemal Atatürk'e bir mektup yazmış ve bu mektubu Atatürk Sivas Kongresinde okumuştur. "Ben hayatımda böyle mektup okumadım" demiştir. Atatürk Saip Efendiyi istemiş ve üç ay Atatürk'ün yanında sır katipliği yapmıştır.
Çanakkale Cephesinde şehit olan köylülerimizden tespit edilenler; Delihaliloğlu Hüseyin Çevaş, Nattigilin Hüseyin, Gaviklerden Süleyman, Ayanoğlu Hüsrev ve Şevki ve daha niceleri.
Kafkas Cephesinde şehit olanlar, Ayanoğlu Hasan, Köseoğlu Süleyman, Nattigilden Hasan Onbaşı, Kabak Hulusi, Keleşoğlu Hidayet, Abbasgilden Tahir ve Fehmi, Hıştikoğlu Süleyman,Çaparın Hasan ve Hüseyin, Paşagilden İsmail ve Mehmet, Keleşoğlu Tahir ve bilinmeyenler... Allah onlardan razı olsun, mekanları cennet...
Harp sonrası açlık kıtlık ve sefalet son noktaya ulaşmış, köylüler çok zorluklar çekmişlerdir. Savaş Sonrası köy nüfusu gerek şehitler gerekse gidip dönmeyenlerle beraber 450 civarına düşmüştür. Yiyecek yok yoksulluk çok, insanlar ot yiyor belli bir süre sonra şişip ölüyor.
Açlıktan dolayı köyde çok fazla insan ölmüştür. Bunlardan bazıları; Delihüseyingilden Şerif ve Osman, Gençağagilden Ayşe, Nattigilden Haççik, Kanberoğlu, Delihaliloğlu Hamide, Nurinin anası Fatime, Müsürgilden Bab Halil, Zahirin anası Çinik, Halilbeygilden Fatime, Abdurrahmangilden Halil onbaşı ve karısı Medine, Ayanoğlu Mehmet ve Selim, Mollahüseyingilden Yeter, Sahure, Şahine, Bayatgilden İbrahim ve Minevver, Hıştik Hasan ve Hüseyin, Nattigilden Hatice ve Sadıka, Bayatgilden Mehmet ve kızları, Cellogilden Uruhiye, Taşdangilden Salih, Bayat İbrahim, Paşagilden Behçet ve daha nice ismini sayamadıklarımız.
Allah böyle bir felaketi bir daha Türk Milletinin ve dünya insanının başına vermesin.
Allah elimizdeki nimetlerin değerini bilmemizi nasip eylesin, elimizden almasın...
Burada bulunan bilgiler Yusuf ODABAŞ'IN "Bütün Yönleriyle YÜCEBELEN" ve Kadir AŞÇI'NIN "YÜCEBELEN TARİHİ" isimli kitaplarından yararlanılarak hazırlanmıştır.
Köyümüze Yapılan Baskınlar
Şehitlerimiz, Sürülerin Çalınması ve PKK Terörü (1994)
1905'te olduğu gibi 1994 yılında da köyümüzün 1000 civarında koyunu kaçırılmıştır. Hacı Enes Eren, Burhan Baytekin ve Sezai Yurt ile çarpıştıktan sonra maalesef sürülerimizi Tunceli Ovacık'a kaçırmışlardır. Bu olayda oradaki çadırlar yakılıp ateşe verilmiştir.
PKK terörünün ülkemizi tehdit ettiği o dönemde Tunceli ile sınır olmamızdan dolayı çok zorluklar çekilmiştir. Olayların psikolojik boyutundan dolayı köyden çok sayıda göç olmuştur.
1993 yılındaki diğer bir olayda ise, Hoşut Hasan Ayaydın ve Talat Eren, sürülerini otlatmak için Eriç Gapırında bulunuyorlardı. Namaza durduklarını gören teröristler Hoşut Hasan'ı şehit etmişlerdir. Talat ise canını zor kurtarmıştır.
1994 yılında ise köyümüzden 5-6 kişi ava gitmiş, teröristler tarafından pusuya düşürülmüş ve çıkan çatışma da Osman YURT bir teröristi vurmuş ve kendisi de şehit edilmiştir.
1998 yılında ise Teröristlerin görüldüğü bir olayda ise yanlışlıkla Bahattin YURT, Ali AYAYDIN ve Ali AŞÇI şehit edilmişlerdir.
1998 yılındaki bir diğer olayda ise Cellogilden Hasan ÇİÇEKLİYURT koyunları ile köye gelirken Alinin Çayırı Mevkisinde teröristlerce kurulan pusunun içerisinde kalmış, sırtından giren bir kurşun ciğerini delmiş, kendi gayretleri ile köye zor ulaşmış canını zor kurtarmıştır. Erzincan ve İstanbul'da tedavi olduktan sonra normal yaşantısına dönmüştür.
Vatanını ve Milletini seven Yücebelen Köyü insanı yaşanan tüm sıkıntılı dönemlerde her zaman Devletinin yanında olduğunu göstermiştir. Vatanseverlik, Yücebelenlilerin içerisine işlemiştir.
Eşkıya Baskını (Nisan 1916)
Köy erkeklerinin büyük çoğunluğu 1. Cihan Harbinde savaşırken bunu fırsat bilen Tunceli (Dersim) eşkıyaları köyleri talan etmeye başlamışlardır. Yaklaşık 500 kişilik bir eşkıya grubu köyümüzü basmaya karar vermiş ve gece Amucak'ta kalmışlardır.
Planlarına göre sabah, köye baskın düzenleyeceklerdir. Eşkıyalar içerisinden Gülüm isimli insaflı bir kişi gece eşkıyalar uyurken köye gelmiş, yarın köye baskın düzenleneceğini haber vermiştir. Bunun üzerine Hudu Çayı üzerindeki Köntür Köprüsü köy halkı tarafından tellenmiş, köyün belli yerlerindeki mevzilere ise köylüler yerleşmiştir. Ekıhıl, Galdikler, Ainin Çayırı ve Moll Hüseyinin Değirmeni hattında pusu kurulmuş.
Köprünün durumunu gören eşkıyalar çok şaşırmış. Köylülerde önceden kararlaştırıldığı üzere toplu şok ateşi açmaları gerekirken sadece değirmende mevzilenen köylülerimiz ateş açmış. Buna çok kızan Ayangilin Rıfkı'da " İmam Ateş, Hatip Ateş, Vaiz Ateş, Ulan Herkes Ateş! " diye bağırmış diğer köylülerde ateş etmişlerdir. Köye giremeyeceklerin anlayan eşkıyalar Hışkınot'a çıkmışlar ve köyü yaylım ateşine tutmuşlardır. Bu ateş sonucu meydana gelen mermi izleri bugün bile Köy Camisinin üzerinde görülmektedir.
Kanlı Gasp (1905)
Tunceli Dersim yönünden köyümüze gelen eşkıyalar, köylünün hayvanlarını (köyün sürüsünü) gasp etmek amaçlı gelmişlerdir. 1905 yılının güz mevsiminde sürü çobanları Sulurun Peg mevkisinde hayvanları otlatırken, sabah namazını kılarken ateş altında kalmışlar, Kırnas Mehmet ve Süleyman Ağa oracıkta şehit düşmüşlerdir. Diğer çobanlar karşılık vermelerine rağmen, sayılarının az olmasından dolayı sürünün büyük bir kısmının kaçırılmasına engel olamamışlardır.
Eli silah tutanlar, köyden yetişmeye çalışsa da eşkıyaları yakalayamamışlardır.
Köse Paşa Baskını (1700)
Önceleri gruplar halinde yaşayan Üskübürtlüler eşkıyaların zulmünden kurtulmak için birleşmişler ve silahlanmışlardır. Bu köy kuvvetinden bir süre sonra haber alan devrin padişahı bu kuvvetin padişaha karşı kullanacağını zannedip, Köse Paşa ve askerlerini köye baskına göndermiştir.
Köy kuşatılmıştır, fakat köyden askere karşı hiçbir direniş olmamıştır. Sonradan bu kuvvetin devlete karşı değil de eşkıyalara karşı toplandığını gören Köse Paşa köylünün niyetini anlamıştır. Köyden ayrılmıştır.
Yücebelen Tarihi içerisinde ufak çaplı başka baskınlar olmuştur, onları buraya almadık...
Saygılar...
Burada bulunan bilgiler Yusuf ODABAŞ'IN "Bütün Yönleriyle YÜCEBELEN" ve Kadir AŞÇI'NIN "YÜCEBELEN TARİHİ" isimli kitaplarından yararlanılarak hazırlanmıştır.
Yücebelen'le İlgili Kitap Yazarları
Yusuf ODABAŞI
15.02.1931 tarihinde Erzincan'da doğdu. 1939 Erzincan Depreminden sonra ailecek Balıkesir'e geçti. İlk ve Orta tahsilini Balıkesir'de yaptıktan sonra İstanbul'a gitti. İstanbul'da Tophane Erkek Sanat Enstitüsü Elektrik Bölümünden mezun oldu. Askerlik görevini yaptıktan sonra tekrar Erzincan'a yerleşti. 1969 yılından sonra Erzincan'da yedek parça işi ile uğraşmaktadır. Evli ve bir çocuk babasıdır.
Bütün Yönleri ile YÜCEBELEN (1989) kitabı yazarı.
On yıl gibi bir süre işimden ve istirahatımdan artan zamanlarımı bu işe harcadım. Olaylar anlatılırken mümkün olduğu kadar kaynakları sağlam olanları kitaba aldım. Bu hatıralar okunduğu zaman onlar tekrar hatırlansın, her hatırlanışta kendilerine rahmet okunsun diye yazılmıştır. Kitabın hazırlanmasında bana çok büyük destek sağlayan ve kıymet biçilmez malumatlarından istifade ettiğim rahmetli babam Hacı Saip ODABAŞI'NA minnettarım.
Yusuf ODABAŞI
Kadir AŞCI
1977 yılında Erzincan'ın Hocabey mahallesinde doğdu. İlkokulu bitirdikten sonra Erzincan İmam Hatip Lisesine giderek tahsiline burada devam etti. 13 Mart 1992 Erzincan Depreminden sonra İstanbul'a geldi. İki yıl Üsküdar İmam Hatip Lisesine devam ettikten sonra 1995 yılında buradan mezun oldu.
YÜCEBELEN TARİHİ (1997) kitabı yazarı.
Bu eser Yücebelen Köyünün tarih boşluğunu doldurmuştur bir eser olacaktır. Üç yıl gibi bir zamanda hem köyün hayatta kalan son şahitlerinden hem de diğer tarihi kaynaklarından köyümüz tarihini toparladık. Eseri hazırlarken bana kıymet biçilmez malumatlarını aktaran Hacı Nali EREN, Hacı Mevlut BAŞGÖZE, Hacı Mustafa BAYTEKİN ve Hacı Ömer AŞÇI efendilerden Allah (cc) razı olsun. Ne diyelim faideli olabildiysek ne mutlu bize.
Kadir AŞCI